Uveitin tanısı nasıl konur ?


Uveit komplike bir hastalıktır. Rutin muayeneye ek olarak ileri tanı yöntemlerinin kullanılması gerekebilir. Bazı hastalıklarda (tüberküloz, sarkoidoz, Behçet hastalığı, multipl skleroz…) hastanın hiçbir yakınması olmasa da uvea birimi olan merkezlerde ve bu hastalığı değerlendirmeye alışık uzmanlar tarafından muayene ve takip edilmesinde yarar vardır. Erken teşhis ve tedavi için hastanın gerek göz hekimleri gerekse diğer branş hekimleri tarafından araştırma ve acil tedavi için uvea birimlerine sevkedilmesiyle, uzun vadede göz kurtarılabilir. Tanıda kullanılan testler nelerdir? Tanı, ayrıntılı bir göz muayenesiyle başlar. Uveit düşündüren belirtilerin varlığında, uveitin neden kaynaklandığını anlamak için daha ileri testlere gerek duyulacaktır. Bu testler çok geniş laboratuar incelemelerine, akciğer, beyin, cilt, romatoloji, nöroloji, enfeksiyon hastalıkları gibi diğer branşlarla konsultasyonlara kadar uzanabilir. Beyin ve orbita MR’ı, akciğer tomografisi, renkli doppler ultrasongrafi, yapılması gerekebilir. Genetik testler yapılabilir.


Bu kadar geniş bir yelpazede tüm testlerin yapılması elbette olası değildir ve beklenmemelidir. Burada, uvea uzmanının bilgi ve deneyimi devreye girecek ve öyküye, klinik tabloya ve hastanın diğer muayene bulgularına dayanılarak küçük adımlarla tanıya gidilecektir. Bazı uveit tiplerinde tanı ilk bakışta anlaşılabilir. Bazı tip uveitlerde ise hiç bir araştırma yapmadan tipik belirtilerin ortaya çıkması beklenebilir. Burada hastanın sık görülmesi ve vücuttaki diğer belirtiler hakkında uvea uzmanına bilgi verilmesi çok önemlidir.
PCR yöntemi, uveite neden olan bakteri, parazit ve en önemlisi virüs DNA larını göz sıvılarında ya da başka doku örneklerinde saptayarak, tedaviye cevapsız olgularda ya da tanı koyulamayan olgularda çok önemli bilgi sağlamakta ve tedaviyi yönlendirmede görmeyi kurtarıcı rol oynayabilmektedir.
Göz kliniğinde yapılan testler nelerdir? Göz kliniğinde görme derecesi ölçülür, biyomikroskopla gözün ön ve arka bölümü incelenir ve göz tansiyonuna bakılır. Gerekli olgularda anjiografik yöntemler (FFA, ICGA, FAF), optik koherens tomografi, ERG/EOG/VEP, görme alanı, ultrasonografi gibi incelemelerin yapılması gerekebilir.

FFA (Fundus floresan anjiografi) : Ön kol damarından sodyum fluorescein adlı floresan (belli bir dalga boyunda ışığı yansıtan) bir boya maddesi verilerek, bu madde göz damarlarında dolaşırken 4-5 dakika süreyle fundus (göz dibi) kamerayla alınan ve komputerize bir sisteme aktarılan fotoğraflardan oluşur. Bu fotoğraflarla, görme merkezi, görme siniri, göz damarlarındaki enflamasyon ve hasar görüntülenebilir. Ayrıca görme merkezinde sıvı toplanması, damar tıkanıklıkları, geçirilmiş uveite bağlı izler de saptanmaktadır. Vücuda verilen floresan boya 1-2 saat içinde böbrek yoluyla atılmaktadır ve bu arada ciltte hafif sararma, pembemsi görme, idrarda sararma gibi değişiklikler olabilir. FFA sırasında nadiren anlık bir mide bulantısı olabilir. Kabuklu deniz ürünlerine allerjisi olanlar, diğer allerji riski olanlarda dikkatli olunmalıdır. Ayrıca çok küçük bir oranda kalp krizi riski bildirilmiştir. Bu nedenle hastaların doktoru geçirilmiş diğer hastalıklarla ilgili konularda bilgilendirmesinde yarar vardır. Gereken olgularda iç hastalıkları konsultasyonu istenebilir ve premedikasyon (önceden tedbir olarak yapılan ilaçlar) ile bu riskler minimalize edilebilir



ICGA (İndosiyanin yeşili anjiografi): Cardiogreen adı verilen yeşil bir boya maddesiyle, retinanın altındaki koroid tabakasını ve burada yerleşmiş olan enflamasyonu görüntülemek için kullanılan, uveitlerde önem taşıyan bir yöntemdir. Retina hastalıklarında da FFA’nın yeterli olmadığı durumlarda tanıya gidilmesi için gerekli olabilir. İlaç kol damarından verilerek yapılır ve yaklaşık 30-45 dakika sürer. FFA’yı destekleme amacıyla ve aynı seansta kullanılabilen bir inceleme yöntemidir (dual anjiografi). Önemli bir yan etki bildirilmemiştir.



FAF (fundus otofloresans): Uveitlerde ve retina hastalıklarında kullanılan yeni ve non invazif bir yöntemdir. Özel filtrelerle retina ve koroid değerlendirilir. Tanı ve takipte şimdiden yerini almıştır.

OCT (Optik koherens tomografi): Özellikle görme merkezinin ve görme sinirinin lazer ışınlarıyla kesitler halinde incelenmesini sağlar. Retina ve uvea hastalıklarında FFA’ya ek olarak yapılan çok değerli bir yardımcı muayenedir. Bazı hastalıkların tanısında ve takibinde tek başına büyük değer taşır. Bu lazer ışınlarıyla retina hastalıklarındaki damar kaçakları, kalınlaşmalar, kistler , delikler, zarlar da tesbit edilebilir ve boyutları ölçülebilir. Hastaya herhangi bir ilaç verilmeden yapılabilen zararsız bir yöntemdir. Ayrıca bir kaç ay arayla yapılan muayeneler karşılaştırılarak bozulma veya düzelmeyi gösterebilir. Cihaz, gözün görme tabakasının ve görme sinirinin üç boyutlu analizini, grafiklerini , istatistiksel anlamlılık oranlarını verdiği gibi görme tabakasının kesit görüntülerini de sağlar.

EDI OCT(Enhanced Depth Imaging) :OCT incelemsine eklenen yeni bır fonksiyonla, retinanın altındaki koroid damar tabakasındaki kalınlaşmalar, incelmeler ve birikintiler görüntülenebilmekte, tanı ve tedavi değerlendirilmesinde çok önemli katkı sağlamaktadır.

ERG (elektro-retinografi), EOG (elektro-okülografi), VEP (görsel uyarı potansiyeli): Hasarın retinanın neresinde olduğunun belirlenmesinde, ve bazı hastalıklarda tipik cevaplar alındığından tanıya gidilmesinde yardımcı testlerdir. VEP (Görsel uyarı potansiyeli) görme siniri ve görme yollarının incelenmesinde kullanılır. Arka uveitlerde ve retina hastalıklarında değerli testlerdir.

Görme alanı: Görme siniri ve görme yollarının hastalıklarında özellikle önem taşır. Bazı uveitlerde ve retina hastalıklarının ayırıcı tanısında özel paternler saptanmasında yardımcıdır. Görme alanı, karşıya bakarken çevremizde net ya da bulanık olarak gördüğümüz tüm alandır.

Ultrasonografi: Gözün arka bölümünün seçilemediği durumlarda (katarakt, kanama, iltihap gibi), ses dalgalarıyla yapılan bir incelemedir. Retina hastalıkları, koroid ve tümörlerin tanısında destekleyicidir.


  • Üveit sayfasına dön
  •  DİABETİK RETİNOPATİ Şeker hastalığıyla birlikte yaşamayı öğrenebilirsek, yaşamımızda daha güzel uğraşlara da yer açabiliriz. Bu nedenle diyabetik retinopatiyi anlamakta ve önlem almakta yarar var. Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı Görme merkezinde (makula) yaş ilerledikçe ortaya çıkan bir bozukluğu anlatır. Batılı ülkelerde 65 yaş ve üzerindeki en başta gelen görme kaybı nedenidir. Yaşlı nüfustaki artış göz önüne alındığında bu hastalığın önemi de artmaktadır. Hastalığın görülme oranı 65 yaşın üzerinde %3 iken, 75 yaşı geçenlerde % 15’lere varmaktadır. Ayrıca yaş ilerledikçe iki gözde birden görülme sıklığı da artar. Göz muayenesinin önemi Göz muayenesi ve göz hastalıklarını gözlük muayenesi olarak anlamamak gereklidir. Hastanın bu konuda bilinçlenmesi çok önemlidir, çünkü kırma kusurları ( miyopi, hipermetropi, astigmatizma ) toplumda yaygın olarak görülebilen ve bilinen kusurlardır. Oysa göz hastalıklarının daha büyük bir kısmı yazık ki başlangıçta hiç bir belirti vermez. Hasta göz doktoruna geldiğinde görme artık geri döndürülemeyecek noktada bulunmaktadır.

    Copyright (c) 2010 www.fusunuzunoglu.com All rights reserved.